
Ben Obsidyenim. Taş Halkı’yım. Taş Halkındanım.
Silisyum denizleridir dünyamız. Biz de çokça dünyaya aidiz.
Aslen; kristal yapı oluşturamayacak kadar hızlıca soğuyan camız.
Bu yüzden mineral değil mineraloidiz, amorfuz. Kuvars’tır ailemiz.
Ben Obsidyenim.
Krizobalitlerle dolarsam “Kar Tanesi”, içimde gaz kabarcıklarından ötürü ışık oyunları oluşursa “Altın” veya “Gümüş Parıltılı Obsidyen” demişsiniz adıma. Manyetit kapanımlarım çoksa da “Gökkuşağı Obsidyen”…
Tarihleri, asırları, medeniyetleri, tüm kök atalarınızı benimle tariflediniz bunu biliyor muydunuz?
Tüm antik kazılarınızda; obsidyeni kesici alet olarak kullanan atalarınızın ayak izlerini okudunuz.
Ateş varsa ben varım. Ateş varsa medeniyetler kurulmuş ve bıçaklarda, aletlerde hep ben olmuşum.
Ben Obsidyenim. Volkanların, kaynayan minerallerin, lavların içinden geçmek ne demek bilir misiniz?
Bir an yanıyordum, sonra bakmışsınız soğumuşum. Ateş olmak, yanmak, bambaşka bir şeyken, bir başka şeye dönüşmek…
Ben Obsidyenim. Ateşi, suyu, toprağı, havayı, dünyayı ve en çok da insanı bilenim.
Dünyanın derinlerinden, yanarak yeryüzüne… Minerallerimin zenginliğini sizlere ulaştırmak için.
Beni yakan, birleştiren, dönüştüren bu yolculuğu; beni dinleyene hemen anlatabilmek için…
Nasıl içten içe yanıyorsanız, söndürmeyi en iyi ben bildiğim için…
Yasları, hasretleri, acıları; derinden dönüştürmeye müsade etmeniz için…
Ben Obsidyenim. Zenginliğimizi görebiliyor musunuz?
Derinlerinizde var olan duyguları dönüştürmeye, hepsinden önce onlara bakmaya, görmeye, tanımaya niyet etseniz yeter.
Bizim gibi…
Biz Taş Halkıyız ve daima buradaydık, daima burada olacağız.
Size yol göstermek için.
Varlığı onurlandırmak için.