
Bebeksi mavilerden, canlı mavimsi yeşillere, simsiyahtan zengin turunculara kadar baş döndürücü renklerde var olan Kyanit’im ben.
İnceciğim. Zarifim. Nadirim.
Bağ bağ, doku doku, lif lif, iplik ipliğim…
Saçlarınız gibi. Tırnaklarınız gibi. Damarlarınız, sinir sisteminiz, fasya yapınız gibi. Tam da bu saydıklarımı güçlendiriyorum, iyileştiriyorum.
Kyanit’im ben. Dünya beni çok yeni tanıyor. Oysa ben sizi çok iyi tanıyorum. Kalbinizden geçen masmavi umutları çok iyi biliyorum. Umutlarınızı, dileklerinizi, en mutlu, umutlu hayallerinizi ilahi alana bağlıyorum.
Rüyalarınıza iyi gelmem bu yüzdendir belki. Bağlar… İlahi alana dair inanışlarınız… Umutlar… Meleksi bir zarafet… Kuş gibi, bulut gibi, gök gibi hafif ve ılık.
Kyanit’im ben. Duygularınızdan haberdarım. İlahi rehberlikle bağlar kuranım. Sizi duygularınıza, duygularınızı isteklerinize, isteklerinizi ilahi alana… Olsun diye. Şimdi gerçekleşsin diye. Güçlensin, aksın, bağlanıversin diye…
Kırılganlık güçsüzlük demek değildir bilir misiniz? Güç algılarınızı yeniden tasarlamak için bir minik Kyanit almanızı çok isterim. Benimle, ailemle, Taş Halkı’yla bağ kurmanızı istediğim gibi.
Biz Taş Halkı’yız ve birimize bile aşkla bakanı bilir, tanır ve unutmayız. Tüm hislerinizi katlayarak size ulaştırır sizi sevgiyle iyileştiririz. Biz buradayız. Bizi görün, tanıyın, bilin diye… Her birimize aşkla bakın, bizi tanıyın diye…