Çırağan Sarayı’nın Laneti Nasıl Bozuldu?

Her ailenin kendine has büyülü hikayeleri vardır. Bir kişi çıkar ve devlere karşı savaşır. Hikayenin güzelliği, o mücadelenin saflığı ve büyüklüğüyle ölçülür. Benim tüm çocukluğum böyle büyülü hikayelerle geçti. Çünkü bizim ailemizde hep devlere karşı savaşan, kendi bildiklerinden bir nebze bile şaşmayan, gerekirse tüm dünyayı inançları uğruna karşına alabilecek kapasitede insanlar vardı. 

Size bugün anlatacağım hikaye öyle bir hikaye ki; içinde Çırağan Sarayı ve meşhur laneti var. Yangınlar, su basmaları, devrilen, deliren, hapsedilen padişahlar; bunların hepsinin sebebi olarak gösterilen; mezarları parça parça edilen Mevlevi Dedeleri var. 

Bir lanet neden olur? Koca bir Osmanlı İmparatorluğu’nun sultanlarını nasıl yer? Dünyanın en güzel yerine inşa edilmiş harikulade bir saray nasıl olur da bir tek mutlu güne şahitlik edemez? Yüzyıllara yayılan bu lanet nasıl oluşmuş ve nasıl kalkmış olabilir? 

Hazırsanız tamamiyle yaşanmış bu büyülü hikayemize başlıyoruz. 

1984 yılı gazetelerinde çıkan bir haber o sene bizim eve bomba gibi düştü. Haber; Boğaz’ın eşsiz eseri Çırağan Sarayı’nın otele dönüştürüleceği yönündeydi. Bu haberleri okuyan rahmetli babam Semazenbaşı Mehmet Kemal Özmen derhal çalışma odasına kapanıp, dönemin Cumhurbaşkanı’na, Başbakanı’na, tüm gazetelere, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne mektuplar yazmaya başlamıştı bile. Öfkeden köpürüyordu.

Çünkü Çırağan Sarayı’nın altında, Mevlevi Dedeleri’nin mezarları vardı. O mezarlar taşınmadan dedelerin ruhu huzura ermeyecek ve lanetler bitmeyecekti. Dedelerin mezarlarının üzerine otel inşa edilmesi, üzerinde düğünler, kutlamalar, eğlenceler düzenlenmesi mümkün değildi. 

Benim neredeyse tüm çocukluğum, Çırağan Sarayı’nın lanetini dinleyerek, kocaman bir Osmanlı Sarayı’nın neden Mevlevi Dedeleri’nin mezarları üzerine inşa edildiğini anlamaya çalışarak geçti diyebilirim. Ve babam ben bildim bileli Mevlevi mezar taşlarının fotoğraflarını çeker, bunları ilgililerine gösterir, ölülerin gereken saygıyı görmesi gerektiğini söyler dururdu. 

19 Eylül 1984 senesinde Milliyet Gazetesi’nde yazısı çıkan Mehmet Kemal Özmen’in ilgili küpürü

Peki neydi bu Çırağan Sarayı’nın laneti? Nasıl başlamıştı?

  • Çırağan Sarayı’nın uğursuzluğu, laneti yaklaşık 350 yıla dayanır.
  • 1622’de Kaptan-ı Derya Damat Ohrili Hüseyin Paşa, Mevlevi büyüklerinden Ağazade Mehmet Dede Efendi adına Boğaziçi’nde, şimdiki Çırağan Sarayı’nın tam orta yerine isabet eden mevkide bir Mevlevihane yaptırmış. Mevlevihane 250 yıl faaliyet göstermiş.
  • 1800’lerin ortalarına doğru Padişah Abdülmecid Mevlevihane’nin yerine saray inşa ettirmek istemiş. Projeleri Mimar Sarkis Balyan’a hazırlatılsa da Abdülmecid inşaatın başlamasını göremeden ölmüş. 
  • Yerine geçen Padişah Abdülaziz 1868’de İngiltere’den borç alarak inşaatı tekrar başlatmış. “Bana saray lazım, çoluk çocuk sokakta mı kalalım?” sözü epey dalga konusu olmuş. Mevlevihane’nin o zamanki şeyhi Hasan Nazif Dede; “Yapmayın Sultanım. Burası kutsal bir yerdir. Saray inşaasına gelmez. Uğursuzluk getirir.” dese de sözleri dinlenmemiş ve tekke yıkılmış. Mevlevihane Maçka’ya taşınmış. Sultan Abdülaziz; Mevlevi şeyhlerinin mezarlarının başka yere nakledilmesi isteklerine kulak vermemiş.
  • Söylentiye göre lanet buradan sonra başlamış.
  • 1871’de Saray’ın resmi açılışında, saltanat kayığıyla rıhtıma gelen Abdülaziz sendeleyerek düşecek gibi olmuş ve “galiba Mevlevilerin dedikleri çıkacak” şeklinde sözler mırıldanmış. Bir süre sonra tahtından indirilip, kapatıldığı Feriye Sarayı’nda anlaşılmayan bir şekilde ölmüş. 
  • Yerine geçen 5. Murad ise aklını kaçırmış ve Çırağan Sarayı’na hapsedilmiş. 
  • 5. Murad’ı yeniden tahta çıkarmak için 20 Mayıs 1878’de saraya baskın düzenleyen Ali Süavi, Beşiktaş Muhafızı Yedi Sekiz Hasan Paşa tarafından, mezarların bulunduğu yerin hemen önünde, başı sopayla ezilerek öldürülmüş. 
  • Devrik Padişah 5. Murad, hastalığı artarak ağır bir çılgınlık sonucu Çırağan Sarayı’nda can vermiş. 
  • 19 Ocak 1910 gecesi, çıkış nedeni bilinmeyen bir yangın, binayı; dış duvarları haricinde tümüyle yok etmiş.
  • 80’li yılların Kültür ve Turizm Bakanı Mükerrem Taşçıoğlu, sarayın restorasyonu ve otel inşaası için çok çaba sarf etmiş. 1984 yılında; Trust House Forte isimli İngiliz firması sahibi Lord Charles Forte ile Türk yetkililer arasında anlaşma yapıldığı, dönemin gazetelerinde kutlamalarla yer alsa da bu anlaşma bir seneye kalmaz feshedilmiş.
  • Bahsedilen dönem, babamın haberleri duyup Türkiye’deki hemen her yetkiliye ve gazeteye yazılar yazmaya başladığı dönemdir. 
27.04.1985 seneli Milliyet Gazetesi, Murat Bardakçı’ya ait Panorama Köşe Yazısı
Çırağan Sarayı inşaatından fotoğraf: Kemal Özmen arşivi
Çırağan Sarayı restorasyonu ve otel inşaatı öncesi plaj olarak kullanılan saray sahili: Kemal Özmen arşivi

Çırağan Sarayı restorasyonu projesi Yüksel İnşaat ile birlikte Japon Kamagai-Gummi şirketinin olduğunda tarihler 1986 yazını gösteriyordu. Babamın yazdığı yüzlerce mektup, hem gazetelerde hem de devlet yetkililerinde gereken etkiyi yarattı. Başlamasına bir gün kala inşaat durduruldu. 

Kültür ve Turizm Bakanlığı, Çırağan Sarayı’nın altındaki dehlizlerde bulunan Mevlevi dedelerinin mezar taşlarının ve kemiklerinin toplaması için bir ekip kurulmasına ve babamın da bu ekibin başına getirilmesine karar verdi. Uluslararası ölçekte böylesi bir projeyi, o dönem şartlarında durdurmak gerçekten çok önemli bir işti. Bizim ev de gerçekten bayram yerine dönmüştü. Dedeler nihayet huzur içinde uyuyabilecekti.

Babam hemen metrelerce kefen bezi aldı. Evde hummalı bir çalışma başladı ki, dehlizlerden çıkacak dedelerin kemikleri istiflenir istiflenmez kefenlenecek, naaşlar; dualar eşliğinde Galata Mevlevihanesi Hamuşân (Suskunlar) bölümüne defnedilecekti. 

Fotoğraflarımız olsa da, dehlizlerdeki çalışmaları ben pek hatırlamıyorum. Annem; onunla birlikte çalışmaları ziyaret ettiğimiz günlerin hikayelerini pek güzel anlatır. Babamın, sonu gelmez kuyu gibi dehlizlere, kocaman plastik botlarla girip kaybolduğunda nasıl korktuğunu… Kertenkeleler, fareler ve böceklerle dolu sonu gelmez karanlıklardan nasıl tek tek mezar taşı ve kemik ayıkladıklarını…

Mevlevi Dedeleri’nin mezar taşları tek tek toplanıp, belirlenen kemikler kefenlendikten sonra Galata Mevlevihanesi Hamuşân’a naklinin olduğu gün; bu hikaye de sona erdi diye düşünmüştük. En başta babam, hepimiz huzurla uyumuştuk. O gece huzurla uyumayan bir Japon Mühendisi tarafından ertesi sabah uyandırılacağımızı elbette ki bilmiyorduk…

Nihayet Çırağan Sarayı inşaatının başlayacağı gün; Japon mühendislerden biri sabahın 06:00’sında babamı aradı. O zaman sadece ev telefonları vardı. Hepimiz uykumuzdan uyandık. Japon mühendis, bulduğu Türk çevirmen aracılığıyla; gece rüyasında bir çocuk gördüğünü anlatmış. Bu çocuk, Japon mühendise rüyasında; “beni de alın, beni burada unuttunuz!” demişti. Tüyleri diken diken olan mühendis, şantiyeye gidip babamı aramaları için herkesi uyandırmış. Türk çevirmen de heyecan içinde ne yapacaklarını babama soruyor…

Bunu duyan babamı tutabilmek tabii ki mümkün değildi. Dehlizlere tekrar girdiler ve gerçekten de bir çocuk mezarı daha buldular! O mezar da transfer edilince Çırağan Sarayı’nın inşaatı başladı. 

Babam ömrü boyunca adı sanı duyulmayan böylesi işlerle uğraştı. Çırağan Sarayı bugünkü halini alınca en büyük arzusu orada bir Sema Töreni düzenlemekti. Yine daktilosuna sarıldı ve bir sürü yere yazılar yazıp, bu hikayeyi anlattı. Talepleri, Çırağan Sarayı ve Oteli yönetiminde sonuçsuz bırakıldı. Babam isteklerinden vazgeçen biri değildi. Yenilenen Çırağan Sarayı’nın kapısından gizlice süzülüp, sarayı ziyaret eden turistlerin şaşkın bakışları arasında bir süre tek başına sema etti. Sonra da bir daha oraya geri dönmedi. 

Babam Semazenbaşı Mehmet Kemal Özmen 1994 yılında vefat etti. Vefatının ardından yine bir yaz günü; Türkiye Barolar Birliği’nden bir mektup geldi. Avrupa Barolar Birliği Toplantısı yapılacaktı ve bu kapsamda, Çırağan Sarayı’nda bir Mevlevi Töreni düzenlenmesi babamdan rica ediliyordu. Vefatından haberleri yoktu. O Sema Töreni, babamın yetiştirdiği semazenlerin katılımıyla, Semazenbaşısız! bir tören olarak, babamın anısına düzenlendi. 

O gün orada sema edenler, meydanda, kalem gibi duruşuyla Semazenbaşılarını hep yanlarındaymış gibi hissettiklerini bugün bile söylerler…

Rahmetli Semazenbaşı Mehmet Kemal Özmen / D: 1948 – Ö: 1994
Rahmetli Semazenbaşı Mehmet Kemal Özmen / D: 1948 – Ö: 1994

Şimdi Semazenbaşı o zamanlar semazen olan Şahin Şair ağabeyimin o gün için yazdığı yazı hala tüylerimizi diken diken eder; “10 Eylül 1994 tarihinde, semazenbaşının sağlığında aynı meydanları paylaşmış olanlar burada, ömrümüzün en anlamlı manevi huzuru ile, gönlümüz taşıp kabararak bir sema yaptık ve bu bizlere nasip olduğu için en büyük mutluluklara sahip olduk. Hepimiz emindik ki manevi alemin gönül dostları ile birlikte, attığımız her çarkta, Hz. Mevlana aşkı ile döndüğümüz her selamda; semazenbaşımız bizimle birlikteydi. Yüzünden eksik etmediği o tatlı tebessümün sıcaklığı hepimizi cezbelerin en yüksek mertebesine ulaştırdı.”

Bugün Çırağan Sarayı’nda Boğaz’a karşı yemek yiyen, bir tatlı kadeh şarabını yudumlayan, en mutlu günlerine başlangıç yapacak düğünlerini organize eden nice insan; belki de babamın bu eşsiz çabalarıyla lanetten kurtulduklarını bilmiyorlardır. Çünkü bu büyülü hikayenin sonunda Mevlevi dedelerinin ruhları, yüzlerce yıllık çilelerinden sonra nihayet huzura kavuşmuştur. Çırağan Sarayı’nın bahsi geçen laneti böylece son bulmuş, kim olduğunu bilmediğimiz o küçük çocuğun bile kemikleri kefenlenip Hamuşan’a defnedilmiştir. 

Huzur içinde yatsınlar. Babamın ve tüm Mevlevi dedelerinin mekanları cennet olsun. Hû. 

Annemle birlikte, dehlizlere giren babamı izlerken; babamın objektifinden…
Çırağan Sarayı’nın altındaki dehlizlerdeki; Mevlevi Dedelerine ait parçalanmış mezar taşları. Fotoğraf: Kemal Özmen
Dehlizlerdeki mezar taşlarının perişan görüntüsü. Fotoğraf: Kemal Özmen

Çırağan Sarayı’nın altındaki mezarlar Galata Mevlevihanesi kapısında… Fotoğraf: Kemal Özmen

Çırağan Sarayı’nın altındaki mezarlar Galata Mevlevihanesi kapısında… Fotoğraf: Kemal Özmen

Kemal Özmen’in Galata Mevlevihanesi kapısında bir fotoğrafı
Gerçekleşen nakil sonrası gazete küpürleri
Gerçekleşen nakil sonrası gazete küpürleri
7 Kasım 1987’de çalışmaları için babama verilen teşekkür kartı…

Kaynakça;

  • Kemal Özmen Beşiktaş Mevlevihanesi/Çırağan Sarayı Arşivi
  • 19.09.1984 Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Kemal Özmen imzalı yazının kupürü
  • 27.04.1985 Milliyet Gazetesi-Murat Bardakçı Panorama Köşesi Yazısı
  • 21.07.1986 Milliyet Gazetesi kupürü
  • Annem Saniye Nurcan Özmen’in anıları
Sosyal Medya Bağlantıları

Bir cevap yazın